​Demlemeye Aldığım Bir Kitabın Ardından...

​Demlemeye Aldığım Bir Kitabın Ardından...

Tanrılar Okulu bir sınav mıdır yoksa ebedi bir kitap mıdır?

Ebedi olanın sınavı olmaz mı? Ebedi olanı kolayca, öylece, çabasızca okuyup geçmek mümkün olur mu?

Olmaz. Nitekim, olmadı da…

Bu kitapla benim sınavım yedi buçuk ay sürdü. Biraz sınav, biraz yoldaş, biraz öğretmen… Hepsinden ortaya karışık bir şey oldu benim için. Uçsuz bucaksız buğday tarlalarını izlediğim tren yolcuklarında da yanımdaydı, parkta matımı ağaçların altına serdiğimde de… Okumasam da yanımda gezdirdim mesela. Gözümün önünden, bulunduğum odadan hiç ayırmadan…Deniz ve çiçek kokulu temmuz günlerinde, zeytin ağaçlarının arasındayken okumak daha kolaydı, şehirde biraz zorlaştı...

Hani dağda derviş olmak kolaydır ama asıl mesele insanların arasına karışıncadır ya…

Asıl pratik şehre karışınca…

Şehre karışırken sanırım işler de biraz orada karışıyor. :)

Okuduklarını; idrak edemediğinde, derinleşemediğinde ve pratiğe dökemediğinde tıpkı mat gibi, kitap da sayfalarının arasından attı beni. Tekrar elime aldığımdaysa her seferinde biraz daha geriden başladım. Hatta zaman zaman en baştan! (Bir ara ebediyete kadar okuyacağım da sandım :) )

Peki, en ama en çok pratiğe dökmem gereken, dolayısıyla süreci sınavlaştıran şey neydi?

Dreamer, oluş düzeyinin yükselmesi için, kişinin kaygılarından ve korkularından arınmasını öğütler sık sık. Kaygıların ve korkuların düşük frekansa sahip duygular olduğunu biliriz. Bu yüzden bu duygularla zihnimizden geçirdiklerimizi hızlıca ve kolayca çekeriz hayatımıza. Oysa ki kaygılardan ve korkulardan arınmak, biraz cesaret çokça teslimiyet ister. Kime teslimiyet? Yaratıcıya ve O’nun muazzam sistemine…

Yaratıcıya duyulan teslimiyet ve güven hâli, aynı zamanda insanın kendine de olan güveni..Onun bir parçası olduğunu bildiğinde, kendine ve O’na güvendiğinde kaygı ve korkunun hayatını yönetmesi zor. Hatta imkansız. Allah’a (ya da sen nasıl sesleniyorsan O’na) gerçekten güvenen insanın özgüveninden bahsediyorum. Cahillikten doğan bir güvenden değil. Bilgiden doğan bir idrakin peşi sıra gelen sevginin doğurduğu güvenden… Bir insan bu güvene sahip olduğunda sanıyorum ki asıl özgürlüğüne kavuşur.

Bu özgürlük ise tabii ki bedel ister. Çaba ister. Emek ister. Gayret ister.

Dreamer, kişinin kaygılarından ve korkularından arınmasını sık sık öğütlerken başka bir şeye daha dikkat çekiyor: düşlemek! Hatta dikkat çektiği bu kavramı tek gerçek olarak ifade ediyor.

Çünkü düşlediğin her şeyi yaşarsın. Yaşadıklarını zaten günün birinde bir yerde düşlemişsindir…

Ama “hem düşleyip hem bağımlı olamazsın”.

Bu sebeple düşlerinin yükselmesi ve düşlediklerinin en yüksek tezahürü için “Bağımsız ve özgür ol!”

En çok da (ve belki de sadece) kendinden özgürleş!

 

Mevlana’nın şu dizelerini de hep aklında tut:

“Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın. İnsanın kaderine müdahalesi buradadır.”

Güzel ve yüce şeylerin peşinde, güzel ve yüce düş’lerle… o düş’lerden dökülen kelimelerle, namaste.

 

Aslıhan KARADAYI

                                                                                                                                                           

Tarih: 16 Mart 2025
WhatsApp Destek Hattı